RABBİMİZ KULLARINI DAİMİ HUZURUNDA GÖRMEK İSTİYOR

 

Ebu Eyyub El- Ensari (Radıyallhu Anh) Rivayet etmiş olmak üzere haber verdi ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra Şevval’den de altı gün oruç tutarsa bu bütün sene oruç tutmuş gibi olur.[1] Buyurmuşlar.

İnsanoğlu için en büyük kayıp ömürdür. Rabbimiz bize emanet bir ömür vermiştir. Kaybedilen bir çok şeyin telafisi mümkün, fakat kaybedilen, harcanan bir ömrün telafisi mümkün değildir. Bu vesileyle Ramazan orucu tutulduktan sonra hemen peşindeki Şevval ayından da 6 gün peş peşe veya ayrı ayrı fark etmez oruç tutan ve ömrünü böyle bitiren bütün ömrü bayunca aruç tutmuş olarak Allah’ın huzurunda hesap vereceğini İstanbul’umuzda bulunan Hz. Halid (Eyüp Sultan) Efendimiz A.S’dan duymuş ve bize bu büyük müjdeyi vermiştir.

Rasülüllah S.A.V’in hizmetçisi Sevban R.A’dan rivayete göre; Ramazan bayramından sonra altı gün oruç tutan bir yıl oruç tutmuş gibi olur. Zira (ayet-i kerimede) kim bir hayır amelde bulunursa ona yaptığının on misli ecir verilir, (buyurulmuştur) dediğini işitmiştir. İbn-i Hibban;

Mesela namaz olarak beş vakit namazı kılan ve Öğle’nin son sünnetini dört rekat kılan bütün vaktini namazla geçirmiş sevabı alır. Yatsının son sünnetini aynı şekilde dört kılan, kadir gecesini ihya etmiş mükafatı alır.

Ümmü Seleme’den naklen rivayet ederken dinlemiş ki, Peygamler (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):«Malûm on gün girdi de bîriniz kurban kesmek isledi mi artık (kendi) saçından ve cildinden hiç bir şeye dokunmasın. buyurmuşlar.

Ümmü Seleme'den merfu' olarak rivayet etti. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Malûm on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen kimse (bedeninden) asla bir kıl atmasın, tek bir tırnak kesmesin.» buyurmuşlar.

Ümmü Seleme'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Zülhicce hilâlini gördüğünüz vakit bîriniz kurban kesmek isterse, saçlarına ve tırnaklarına dokunmaktan kendini tutsun,[2] buyurmuşlar.

      Önümüzdeki günler Hac farizasının yerine getirilmesi için memle-ketimizden ve dünya Müslümanlarından büyük hazırlıkların yapıldığı günler olması vesilesiyle Hac’la ilgili yazımızı şimdiden hazırlayıp, gitmek isteyen ve gidecek olanlar erkenden ne yapacaklarını en güzel şekilde tamamlamış olsunlar.

Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!

Rabbinizin lutfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ar-i Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınız.

Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah'tan bağışlan-manızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.

Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır.

İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.[3]

Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.[4] Bu âyet de kendisinden önceki kısım gibi kaza umresi yılı denilen, hicretin yedinci yılında nazil olmuştur.

HACC: Sözlükte kastetmek demektir. Fakat mutlak kasıt değil, büyük ve önemli bir şeyi kastetmektir. Dînen: Tahsis edilen bir zamanda, tahsis edilen bir yeri özel bir şekilde ziyarettir ki hac niyetiyle, tahsis edilen yer ve zamanda ihrama girip, Arafat'ta vakfe, sonra Kabe'yi ziyaret tavafından ibaret olan mahsus (özel) fiillerdir. İhram, vakfe, tavaf, bu üç fiil, gerek farz ve gerek nafile haccın farzlarıdır. İhram şart, vakfe ve tavaf da rükündür. Tahsis edilen yer ve zaman da şartın şartı olan şartlar kısmındandır. Buna göre haccın şartları, rükünleri ve bunlardan başka vacipleri, sünnetleri, müstehabları, yasakları vardır. Şöyle ki:

A) Rükünleri: Vakfe ve tavaftır.

B) Şartları: Sahih olmasının şartı ve vücûbunun şartı olmak üzere iki çeşittir:

1- Sahih olmasının şartı: Müslüman olmak, niyet ile ihram, tahsis edilen yer ve zamandır. Hac aylarından önce hiç biri sahih olmaz.

2- Vacib olmasının şartı: Bu da ikidir:

a- Vacib olmasının kendi şartıdır ki İslâm, hürriyet, akıl, buluğ, hacca gitme gücü, vakit, İslâm yurdunda bulunmak veya düşman yurdunda ise haccın farz oluşunu bilmiş olmaktır.

b- Edasının vacib oluşunun şartıdır ki, vücut sağlığı, hissî engeller bulun-maması, yol güvenliği, kadın hakkında iddet bekleme durumu olmaması, kocası veya bir mahreminin, yanında beraber bulunmasıdır.

C) Vâcibleri:

1- İhramı mîkattan veya bir sakıncası yoksa daha önceden giymek,

2- Arafat'ta vakfeyi, güneşin batışına kadar uzatmak,

3- Müzdelife'de de vakfe yapmak,

4- Safa ile Merve arasında yedi şavt sa'y etmek,

5- Sa'yi, ona hazırlık olan bir tavaftan sonra yapmak.

6- Tahsis edilmiş olan yerde taş atmak,

7- Halk veya taksîr, yani başını kazıtmak veya saçlarını kısaltmak,

8- Mekke'ye dışardan gelenler için "tavaf-ı sader" denilen veda tavafı yapmak,

9- Tavafa Hacer'ül-Esved'den başlamak,

10- Tavafı sağdan yapmak,

11- Özrü yoksa tavafta yürümek,

12- Tavafta, cünüplükten ve abdestsizlikten temizlenmiş olarak bulunmak,

13- Avret yerlerini örtmek,

14- Tavafın yedi şavtından son üçünü yapmak (ilk dördü farzdır).

15- Sa'ye Safâ'dan başlamak,

16- Kıran ve temettü' haccı yapanlar için kurban kesmek,

17- Her yedi tavaftan sonra iki rekat namaz kılmak.

18- Şeytan taşlama ile tıraş olma arasındaki tertibe riayet etmek.

19- Kurban kesme günlerinde kurban kesmek.

20- Tıraşı yerinde ve zamanında olmak.

21- Ziyaret tavafını, kurban bayramının ilk üç gününde yapmak.

Bu vâciblerden biri terk edilirse kurban kesmek gerekir.

D) Sünnetleri:

1- Kudüm tavafı yapmak, yani Mekke'ye girince Kabe'yi tavaf etmek.

2- Kudüm tavafında veya farz tavafta "remel" yapmak, yani tavafın üç şavtında -devrinde- harp meydanında savaşa çıkmış pehlivan gibi omuzlarını titreterek yürümek.

3- Safa ile Merve arasındaki iki yeşil direk arasında koşmak.

4- Tahsis edilen günlerde geceleyin Mina'da yatmak.

5-  Mina'dan Arafat'a güneş doğduktan sonra, Müzdelife'den Mina'ya da güneş doğmadan önce hareket etmek.

Bunlardan başka daha birtakım hususlar ki müstehabları ve edepleri ile beraber tafsilatı fıkıh kitaplarındadır.

E) Haccın Yasakları: Bu da iki çeşittir:

1- Şahsın kendinde yapmaktan men edildiği şeylerdir ki cinsi münasebet,

saç ve kıl kesmek, tırnak kesmek, koku sürünmek, başını ve yüzünü örtmek, dikişli bir şey giymektir.

2- Başkasına yapmaktan men edildiği şeylerdir ki birisini tıraş etmek; gerek Harem ve gerekse Hıll bölgesinde av yapmaktır.

İhramdan çıkıncaya kadar bunların hiç biri yapılamaz, yapılırsa ceza lazım gelir. Gerçi Haremin ağacını kesmek dahi yasak ise de bu yasaklık, hacca ve ihrama mahsus değildir. Şafiî mezhebinde Safa ile Merve arasında sa'y ve bir görüşe göre tıraş veya saçları kısaltmak da haccın farzlarından ve hatta rükünlerindendir.

Haccın şer'î sebebi Beytullah'tır. Çünkü hac, ona muzaf olur da "Beytin haccı" denir. Beyt ise bir olup tekrar edilmediğinden hac, müslümana ömründe bir kere fevren, yani ilk imkan senesinde farz olur. Sonraya bırakma yoluyla farz olup acele edilmesinin daha faziletli olduğu da rivayet edilmiştir. Bu âyetlerin nazil olduğu kaza umresi yılında Peygamber efendimiz, Zilkadede umre suretiyle Kabe'yi ziyaret etmiş ve bir yıl önce müşriklerin engellemeleriyle tamamlayamadığı umreyi bu şekilde kaza ettikten sonra antlaşmaya göre üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklarından hacdan önce geri dönmüştü.

Ertesi yıl, hicretin sekizinci yılında Hudeybiye antlaşmasının müşrik-ler tarafından bozulmasından dolayı, Ramazan-ı Şerifte hareket edilmiş ve Ramazanın son on gününde Mekke fethedilmiş; Şevval içinde Huneyn savaşı, Taif kuşatması yapılmış, Resulullah, yine bir umre yaparak hac vaktinden önce Medine'ye dönmüştür. O sene Mekke'de vali bırakılan Attab b. Üseyd, Arab geleneğine göre insanlara hac yaptırmıştı. Daha ertesi hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir es-Sıddîk (r.a.) Hz. Peygamber tarafından hac emiri tayin buyurulmuş, ilk olarak bu yıl İslâmi hac yerine getirilmişti. Bundan sonra Beyt-i Şerifin (Kabe'nin) çıplak olarak tavaf edilmemesi ve müşriklere hac yaptırılmaması ilan olunmuş ve nihayet hicretin onuncu yılında bizzat Resulullah, ilk ve son olarak haccı eda etmiş ve hac ibadetini tamamen öğretmişti. Bu seneye "Haccetü'1-vedâ" denilmiş ve ertesi yıl Peygamberimiz vefat etmiştir. Bundan dolayı Resulullah'ın yaptığı bu son haccın, farzı eda için olduğunda şüphe yok ise de öncekilerin farz olduğu sabit değildir. Bu, "Hac ve umreyi Allah için tamam yapın."[5] emri, haccın aslının farz olduğunu kesin olarak ifade etmeyip, başlanmış olan herhangi bir hac ve umrenin tamamlanmasının vacib olduğunu ifade ettiğine göre hac, daha sonra: "Yoluna gücü yeten her kimsenin, o beyti haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır."[6] delili ile farz kılınmış ve Peygamber tarafından da ilk imkân senesinde ertelenmeden yerine getirilmiştir.

Bu şuna benzer; çok kıymetli bir insan arkadaşını evine davet etse, davet edilen şahıs dese ki, ben senin davetini kabul etmiyorum senin davetine gelip kendimi yoramam demesi ne kadar abes olur. Halbuki davet eden Allah’ımızdır. Müminler de ben Kabe’ye gidip oralarda para harcayamam Hacca gitmeye ne gerek, onun yerine hayır yap başka şey yap demesi; Halbuki Allah’ımız onu evine davet ediyor. Bir şairin dediği gibi

Her kime Kabe nasib olsa Hüda davet eder,

Her kişi sevdiğini hanesine davet eder

Bununla beraber haccın daha önce bu âyetlerle kaza umresi senesinde farz kılınmış olması düşünülmekte ve bu takdirde Peygamber tarafından gecikmeli olarak eda edilmiş olması da muhtemel bulunduğundan haccın farz oluşunun fevri (tehirsiz) olup olmaması imamlar arasında ihtilaflıdır. İmam-ı Azam'dan iki rivayet vardır. Birini İmam Ebu Yusuf, diğerini İmam Muhammed tercih etmiştir. Daha sahih olanı, Ebu Yusuf rivayeti olan fevridir. İmam Mâlik'ten tercih edilen rivayet ise İmam Muhammed gibi sonraya bırakmadır.

Haccın hikmetine gelince, bunun, dini ve dünyevi birçok faydayı kapsadığı her türlü şüpheden uzaktır. Bu cümleden olarak kıble işinde açıklanan,  "Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi bir araya getirecektir."[7] ifadesinin yüce kapsamındaki sosyal birliği fiilen tecelli ettirecek olan en büyük ve en geniş bir kulluk nişanesidir ki bunun şümulünün genişliğini, yer küresi üzerindeki hiçbir yerde bulmak mümkün değildir. Zira Kâbe-i muazzama kadar kutsallığı eski olan hiçbir tevhid mabedi yoktur. Kabe'nin, İbrahim milletiyle ilgisi, bütün semavî dinlerce kabul edilmiş; hatta Hz. Adem'e kadar ulaştığı da rivayet edile gelmiştir.

Mekke'nin hürmeti, (saygınlığı) ta yeryüzünün yaratılmasıyla mevcut-tur. Adem (A.S) Rabbimizden Beyti mamuru istedi. Her gün 70 bin melek girip ziyaret eder bir daha onlara sıra gelmezdi. Kabenin aslı olan Beyti Mamuru Allah’u Teala dünyaya indirdiğinde kırmızı yakuttan idi. Nuru doğu ve batıyı aydınlatırdı. Cinler ve şeytanlar Onun nurundan kaçtılar, nurun geldiği yeri merak edip yüksek yerden dönüp baktılar ki; Kabe’den geliyor. Yaklaşmak istediler, fakat Melekler etrafını kuşatıp yaklaştır-madılar. Onların yaklaşması yasak olduğundan Haram (Haremi Şerif) denildi.[8]

Kabe'yi haccetmek, insanlığı bütün esas kökeninden birleştirmeye yönelik ve buna yardımcı olduğu halde; ondan sonra ortaya konan mabedler ve yerler nispeten özel oluşlarından dolayı böyle herkesi birleştirmeye uygun değildir. Hatta bizzat Peygamber'in kabrinin toprağı Kabe'den efdal olduğu halde, Kabe için mevcut olan haccın sebepleri ve özellikleri bunda bile tasavvur olunamaz. Şu halde Allah nezdinde hacca en layık olan birlik kıblesinin, herhalde "eski ev" yani Kabe olduğunda hiç şüphe yoktur. Bundan başka Kabe arayanlar, tevhide değil; şirk ve ayrılığa çalışmış olurlar.

Sonra hac, bir taraftan namaz gibi bedenî, diğer taraftan zekat gibi malî yönleri içeren toplayıcı bir ibadettir. Aynı zamanda cihad mânâsını da taşımaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte vârid olduğuna göre: "Hac, bir cihaddır, umre tatavvu (nafile)dur."Yine bu münasebetledir ki burada hac meseleleri, cihad emirleriyle beraber nazil olmuştur.

UMRE: Sözlükte ziyaret manasınadır. Dinî bakımdan ihram, tavaf, sa'y, sonra da tıraş olmak veya saçları kısaltmaktan ibaret olan özel bir ziyarettir. Umre, küçük bir hac demektir ki ihram şartı, tavaf ve sa'y rükünleri, tıraş olmak veya saçları kısaltmak vacibidir. Demek ki bunun hacdan mahiyet itibariyle farkı; vakfe rüknünün bulunmaması, sa'yin rükün olmasıdır. Hüküm itibariyle farkı da hac farzdır; umre ise farz değil, nafile bir ibadettir. Bununla beraber göreceğimiz üzere bunun da farz olduğunu söyleyenler vardır. Şimdi bir senenin hac aylarında, hac ile umrenin birlikte yapılması veya yapılmamasına göre haccın üç çeşidi vardır: bunlar da ifrad haccı, temettü1 haccı ve kıran haccıdır.

a) İfrad haccı: Mekke'ye dışardan gelenlerin, mikattan yalnız hac niyetiyle ihrama girip, kudüm tavafını yaptıktan sonra hacla ilgili fiiller bitinceye kadar Mekke'de ihramlı olarak kalmalarıdır. Bunda umre bulunmayıp bir tek hac yapılmış olduğundan buna müfrid haccı veya ifrad haccı denir. Mekke'ye dışardan gelenlerin, ihramsız geçmeleri caiz olmayan mikat yerleri beştir: Zülhuleyfe, Zati ırk, Cuhfe, Karn, Yelemlem'dir.

1 İbn Mace, Menâsik, 44.

b)- Temettü' haccı: Mikattan umre niyetiyle ihrama girip, umre için tavafı ve sa'yi yaparak tıraş olup ihramdan çıkmak; sonra Mekke'de bir Mekke'li gibi kalıp, nihayet terviye gününde hac için haremden ihrama girerek haccı tamamlamak ve kurban kesmektir. Uzun süre ihramda kalmamak için umreden bu şekilde istifade edildiğinden dolayı buna temettü' haccı adı verilmiştir.

c)- Kıran haccı: Mikattan hem umre ve hem de hac, ikisine birden niyet ile ihrama girip, Mekke'ye varınca önce umre için tavaf ve sa'y, sonra hac için kudüm tavafı ve sa'y etmek, daha sonra ihramdan çıkmaksızın sonuna kadar hac fiillerini yapmak ve kurban kesmektir. Cahiliye devrinde umre ile haccın, hac aylarında birlikte yapılması caiz değildi. Bu âyet, bunların meşru olduğunu açıklamak için nazil olmuş ve şükranesi olmak üzere kurbanı da vacib kılmıştır.

Şöyle ki:Yukarıdaki emirleri yerine getirin. Allah için hac ve umreyi de tamamlayın. Yani isterse nafile olsun, hac ve umreden birine veya ikisine başladınız mı tamamlayın, eksik bırakmayın. Yahut da tamam olarak icra edin. Ne başından, ne de sonundan hiçbir eksik bulunmasın.

Geçen Hudeybiye senesi umreye başlanmış, fakat müşriklerin harbe kalkışmaları üzerine tamamlanamamıştı. Onun için bu sene hem onun tamamlanmasıyla kazası emredilmiş, hem de bu münasebetle inkişafa hazır bulunan haccın meşru kısımlarına da işaret buyurulmuştur. "Amellerinizi iptal etmeyin!"[9] yasağında da açıklanacağı üzere genel olarak nafileler bile başlamakla farz olur ve eksik bırakılırsa kazası lazım gelir. Bundan anlaşılır ki bu tamamlama emrinde henüz haccın veya umrenin doğrudan vacib olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Hac, bundan sonra "Beyt (Kâbe)i haccetmek, insanlar üzerinde Allah 'ın bir hakkıdır.[10] nassı ile farz kılınmış ise de, umrenin doğrudan vacib olduğuna dair bir nas yoktur. Fakat birçok âlimler ve tefsirciler umrenin de vücûbunu, yani farz olduğunu söylemişlerdir.

Hz. Âişe, İbnü Abbas, İbnü Ömer, Hasen-ı Basrî, İbnü Şîrîn, umre vacibdir demişlerdir. İmam Şafiî de bunu tercih etmiş ve tamamlamanın vacib oluşunun, aslın vacib oluşunu gerektireceği görüşüne sahip olmuştur. Bunun tersine Abdullah b. Mes'ud, İbrahim Nahaî ve Şa'bi'den umrenin "nafile" olduğu rivayet edilmiştir. Mücâhid de: "Allah için hac ve umreyi ta-mamlayın." ilâhî sözünde "Biz hac ve umre ile emrolunmadık." demiştir. Aynı zamanda tamamlamanın mânâsında da seleften çeşitli rivayetler vaki olmuştur.

Görülüyor ki, bunların aslı ilk plânda iki mânâya yöneliyor: Birinde "Başladığınızı tamamlayın." demek, diğerinde de gerek başından ve gerekse sonundan tam yapın demek oluyor. Bir de tam yapmanın şeklinde ihtilaf edilmiş bulunuyor. Birinci mânâda doğrudan vücub ihtimali yoktur. Fakat ikinci de vacib olması da olmaması da muhtemeldir. Halbuki farziyet yani kesin vücub, ihtimal ile sabit olamayacağından, bu âyetten hac ve umrenin farz olduğunu anlamak mümkün olamaz. Bunun için Hanefi mezhebinde umre ayrıca farz olan bir ibadet değildir. Hac da dahil, hayır ve nafile kabilinden bir ibadettir. Her nafile gibi başlamakla vacib olup tamamlanma-sı lazım gelir. Gerçekte umreye "hacc-ı asgar" (küçük hac) denir. Böyle olduğu halde büyük hacda dahil olmayan müstakil bir hac farz olsaydı iki hac farz olması gerekirdi. Halbuki Akra b. Habis: "Hac her sene midir, yoksa bir kere midir, ey Allah'ın Resulü?" sorusuna cevaben Resulullah'ın: "Bir keredir, fazlası nafiledir."[11] buyurduğu sabittir. Yine Câbir hadisinde: "Umre kıyamet gününe kadar hacda dahildir." ve "hac, cihad, umre nafiledir."[12] diye rivayet edilmiştir. Bundan dolayı umrenin doğrudan vücubuna kesin delil bulunmamakla beraber, vacib olmadığına dair sahih haber de vardır.

Fakat gerek hac ve gerekse umreye nafile olarak da başlanmış olsa, bütün nafilelerde olduğu gibi başlamak ve gerekli kılmakla vacib olacaklarından tamamlanmalarının farz olduğunda da şüphe yoktur. Bu bakımdan: ilgili İhramdan sonra ihsar meydana gelir, zorlayıcı bir engele tutulup, hacdan veya umreden kalırsanız , kurban cinsinden kolayınıza gelen bir şey lazımdır.

HEDY: Deve, sığır, davar cinsinden Beytullah'a hediye edilen kurbanlıkların ismidir ki en azı bir koyun veya keçidir. "Büyük baş hayvan"ın yedide biri de yeterli olur..

      İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhüma) buyurdu ki: Bir kere ben, Mina mescidinde Resulullah (S.A.S) ile beraber otururken, biri Ensardan diğeri sekîf kabilesinden iki kişi gelerek, ona selâm verdiler. Sonra: "Ya Resulallah! Sana (bazı şeyler) sormaya geldik." dediler. Bunun üzerine Resulullah (S.A.V): "isterseniz sizin sormak istediğiniz şeyleri (siz sormadan) söyleyeyim, isterseniz ben susayım (siz sorunda söyleyeyim)." buyurdu. O iki zat: "Ya Resulallah! Sen bize söyle." dediler. Daha sonra Se-kafî Ensarî'ye: "Sen sor." deyince, Ensarî de: "Sen söyle ya Resulallah!" dedi.

O zaman Resulullah (S.A.V) : "Sen bana, Beyti Haramı kastederek evinden çıkışının, tavaftan sonraki iki rekâtının, Safa ile Merve arasındaki Sa'yinin, Arefe günü İkindisindeki vakfenin, şeytanları taşlamanın, başını traş etmenin, daha sonra (farz) tavafı yapmanın ve Arafat'tan inmenin sevaplarını sormaya geldin." buyurunca, O Sahabi: "Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, elbette ben sana bunlardan sormaya gelmiştim." dedi.

Resulullah (S.A.V) (bunların sevabını beyan etmek üzere) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Beyti Haramı kastederek evden çıktığında, deven, adımını her koyup kaldırdığında, Allah-u Tealâ ona karşılık mutlaka sana bir sevap yazar ve bir günahını siler. Tavaftan sonraki iki rekâtın ise, İsmail oğullarından bir köle azat etmek gibidir. Ondan sonra, Safa ile Merve arasında sa'y etmen ise yetmiş köle azat etmen gibidir.

Arefe günü ikindide vakfe yapmana gelince, şüphesiz Allah-u Tebareke ve Tealâ birinci kat semaya inerek sizinle meleklere iftihar eder ve: "Kullarım uzun yollardan, cennetimi umarak, pejmürde kıyafetlerle bana geldiler, sizin günahlarınız kum taneleri veya yağmur damlaları veya denizin köpüğü kadar olsa da elbette onları mağfiret ederim veya affederim. Ey benim kullarım! Siz de, şefaat ettikleriniz de affolunmuş olduğunuz halde (buradan) inin." buyurur.

Senin, şeytanları taşlamana gelince, attığın her taşa karşılık helak edici günahlardan büyük bir günah (affedilir). Kurban kesmen ise, (kestiğin kurban) Rabbinin yanında senin için saklanmıştır. Başını traş etmene gelince, traş ettiğin her kıla karşılık senin için bir sevap vardır, ayrıca bir günahın da silinir. Ondan sonra Beytullah'ı tavaf ettiğinde ise, hiç günahsız olarak tavaf etmiş olursun. Bir melek gelip ellerini senin iki omuz arana koyarak: "Gelecekte yeni amellere başla. Çünkü geçmiş bütün günahların affedilmiştir." der.[13]

Mekkei Mükerremede bir hacının dikkat etmesi gerekli hususlar; beş vakit namazı mümkün mertebe Beytullahta kılması takati yettiği kadar tavaf yapması özellikle Elli tavaf çünkü elli tavafı yapan günahından arınmış olur. Kabede oturup Kuran okumak ve hatim yapmak, yolda, otelde, Kabede bütün her yerde kendine, ailesine ve bütün müslümanlara hayır dua temek gerekir.

Medinede kırk vakit namazı peşpeşe kılan cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır ve münafıklıktan uzak olur.[14]

         Efendimiz (S.A.V)’i ziyarete giderken yasini şerif ve fetih suresini okuyup ziyaret yapması, Cennetül Bakiyi ziyaret etmek. Kuba mescidine gidip kuşluk namazını kılması, özellikle cumartesi günü Kuba’ya gidip kuşluk (duha) namazını kılarsa umre sevabı almış olur.[15] Kabul olunmuş haccın karşılığı ancak cennettir. [16]

 Rabbim helal kazançlarla mebrur haclar nasib eylesin. Amin.    

İsmail  Hünerlice

Beyan

www.beyan.com.tr

Email; beyan_dergisi@hotmail.com



[1] Müslim; Savm:39; No:1164

[2] Müslim; Kitâbü-L' Edâhî :7; No:1977; 3/1565

[3] Bakara Suresi: 197-202

[4] Bakara Suresi: 196

[5] (Bakara, 2/196)

[6] (Âl-i İmrân, 3/97)

[7] (Bakara, 2/148)

[8] . Ruhul beyan 5/104

[9] (Muhammed, 26/33)

[10] "(Âl-i İmrân, 3/97)

[11] Ebu Davud, Menâsik, 1; Nesâî, Menâsik, 1

[12] İbn Mace, Menâsik, 44

[13] (Bezzar, Taberanî, İbn-i Hibban, Heysemî, Mecmeuz Zevaid:3/277, Suyûtî, Dürrül Mensur:l/551, 552

[14] . A.b.Hanbel; 3/155

[15] İbni Mace; İkame:197; 1/453

[16] Tirmizi;Hac.2; No:810; 2/218 2.,Nesai;Hac:6; No:2630; 5/115  3.İbni Mace; Menasik:3; No.2887; 2/964 4.A.b.Hanbel;No:167; 1/25-387  5.İbni Hibban;Hac:1; No:3693; 9/6  6. Tabarani Kebir;No:10406; 10/186  7.İbni Huzeyme;Zekat:464; No:2512; 4/130  8.EbuYala; No:5214; 4/427  9.Hilye; 4/110

 

ZÜHD İLE İLGİLİ DELİLLER

            DÜNYANIN ZEMMİ VE KÖTÜLENMESİ HADİSİ ŞERİFLER

Ebu Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) minbere oturdu, biz de etrafında yerlerimizi aldık. Buyurdular ki:

"Sizin için korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin sizlere açılmasıdır!"

Bir adam (araya girerek söze karıştı ve):

"Yani (nâil olacağımız) hayır, şer mi getirecek?" dedi. Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) bu soru üzerine süküt etti. (Adama: "Sana ne oluyor da Resülullah'ın sözünü kesip, onunla konuşmaya kalkıyorsun? O sana konuşmuyor ki!.." diye paylıyanlar oldu). Gördük ki, kendisine vahiy gelmekte. Derken vahiy hâli açılmış, yüzündeki terleri silmekte idi.

"Şu soru soran nerede?" diye söze başladı. Ve sanki adamı (sorusu sebebiyle) takdir ediyor gibiydi: Sözlerine şöyle devam etti:

"Muhakkak ki, hayır, şer getirmez. Ancak derenin bitirdikleri arasında, ya çatlatarak öldüren ya da ölüme yaklaştıran bitki de var. Yalnız yeşil ot yiyen hayvanlar müstesna. Zira bunlar yeyip böğürleri şişince güneşe karşı dururlar. (Geviş getirirler), akıtırlar ve rahatça defi hacet yaparlar, sonra tekrar dönüp yayılırlar.

Şüphesiz ki, bu mal hoştur, tatlıdır. Ondan fakire, yetime ve yolcuya veren bu malın Müslüman sâhibi en iyi (insan)'dir. Bunu haketmeden alan, yediği halde doymayan kimse gibidir. O mal, kıyamet günü aleyhinde şâhidlik yapacaktır."

Buhâri, Zekât 47, Cum'a 28, Cihâd 37, Rikâk 7; Müslim Zekât 123, (1052); Nesâi, Zekât 81, (5, 90).

1941 - Yine Ebü Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatü vesselâm) buyurdular ki: "Dünya tatlı ve hoştur. AIIah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Beni İsrail'in iIk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır."

Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizi, Fiten 26, (2192); İbnu Mâce, Fiten 19, (4000).

Müslim'in bir rivâyetinde: "Kendinden sonra erkeklere, kadından daha zararlı bir fitne bırakmadım" buyurulmuştur."

1942 - Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: "Dünya meI'undur, içindekiler de mel'undur, ancak zikrullah ve zikrullah'a yardımcı olanlarla alim veya müteallim hâriç."

Tirnizi, Zühd 14, (2323); İbnu Mâce, Zühd 3, (4112).

1943 - Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfıre cennettir."

Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizi, Zühd 16, (2325).

1944 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar."

Rezin ilâvesidir. Beyhaki Şuabu'l-İman'da kaydetmiştir. Hadisin ikinci yarısı Ebü Dâvud'da tahric edilmiştir. Edep 125, (5150).

1945 - İbnu Mes'ud (radıyalllâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın yanına girmiştir. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı.

"Ey Allah'ın Resülü dedim, sana bir yaygı te'min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!"

"Ben kim, dünya kim. Dünya iIe benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir."

Tirmizi, Zühd 44, (2378). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi..

1946 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi."

Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mâce, Zühd 11, (2410).

1947 - Katâde İbnu Nu'mân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyâdan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi."

Tirmizi, Tıbb 1, (2037).

1948 - Ali İbnu Ebi Tâlib (radıyalllâhu anh) buyurdular ki: "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok."

Rezin tahric etmiştik. Buhâri, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (ftikâk 4).

YERYÜZÜNDEKİ BAZI YERLERİN ZEMMİ

1949 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhisselâtu vesselâm) Hıcr'a uğradığı zaman: "Nefislerine zulmedenlerin meskenlerine girerken onların mâruz kaldığı musibetin size de gelmesi korkusuyla ağlayarak girin!" dedi. Sonra başını (ridasıyla) örtüp yürüyüşünü hızlandırdı ve vâdiyi geçinceye kadar bu hâl üzere devam etti."

Buhâri, Enbiya 7, Mesâcid 53, Megâzi 80, Tefsir, Hıcr 2; Müslim, Zühd 38-40, (2980).

1950 - Buhâri ve Müslim'de yine İbnu Ömer anlatıyor: "Halk, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Hıcr'a Semüd kavminin yurduna inince, kuyularından su aldılar ve onunla hamurları develere yem yapmalarını emretti. Ayrıca, Hz. Sâlih'in devesinin su içtiği kuyudan su almalarını emretti."

Buhâri, Enbiya 17; Müslim, Zühd 40, (2981).

1951 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatayor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: "Ey Enes, dedi, insanlar yurtlar ediniyor. Bu yurtlardan biri Basra ve Busayra diye tesmiye edilmektedir. Eğer sen oraya uğrar veya ona girersen, oranın çorak (tuzlu) arazisinden, gemilerin yanaştığı limanından, çarşısından, ümerasının kapılarından sakınasın!

Sana oranın güneşe açık yerlerini (dağları) tavsiye ederim. Zira orada hasf (yere batma), kazf ve zelzele olacak. Bir kavim de normal şekilde akşama erdiği halde, sabaha maymun ve hınzırlar olarak çıkacak."

Ebü Dâvud, Melâhim 10, (4307).

1952 - İmam Mâlik'e ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallâhu anh) Irak'a çıkmak istemişti. Kà'bu'l-Ahbâr kendisine dedi ki:

"Ey mü'minlerin emiri! çıkma, zira sihrin -veya şerrin- onda dokuzu oradadır. Cinlerin fâsıkları da oradadır. Devasız hastalık da oradadır." (Mâlik der ki):

"Bununla dini helâki kasteder."

Muvatta, İsti'zân 30, (2, 975); İmam Mâlik, bunu belâğ (senetsiz) olarak rivâyet etmiştir.

        Zühd

DÜNYA AHİRETİN TARLASIDIR

Hamd Alemlerin rabbi olan Allah(c.c)’a,Salatü selam Zahitlerin efendisi ve âbidlerin imamı olan Hz.Muhammed(s.a.v)’in üzerine olsun.

Şüphesiz ki dünya,(ahiret için)yolculuk yurdudur;edebi kalınacak bir yer değildir.Bir geçiş yeridir;oyalanacak bir yer değildir.Mü’minin bu dünyada yolcu gibi olması,mutlaka gerçekleşecek olan yolculuğa,(ahiret)azığını,hazırlığını  yapması gerekir.

Said kişi,bu yolculuk için kendisini Allah’ın rızasına ulaştıracak,Cenneti elde etmeye ve Cehennem’den kurtaracak olan azığını, hazırlayan kişidir. Dünya ancak Cennete veya Cehenneme giden bir yol mesabesindedir.Geceler,insanların ticaret yaptığı bir yerdir;günler bir çarşı,pazardır.

ZÜHDÜN TARİFİ

            Selef alimleri, dünyadaki zühd hakkında değişik tarifler yaptılar.Hepisinin de birleştikleri nokta,dünyaya rağbet etmemek ve kalbi dünyaya bağlamamaktır.

            İmam-ı Ahmet:Dünyadaki zühd,uzun emeli terk etmektir;dedi.

            Abdülvâhid b.Zeyd:Dünyaya ve dirhemlere meyletmemektir.

            Cüneyde zühd soruldu da,O şöyle dedi:Dünyayı küçük görmek ve kalbdeki izlerini silmektir.

            Ebû Süleyman ed-daranî: Seni Allah’dan meşgul eden her şeyi terk etmektir;dedi.

            Şeyhülislâm ibn-i Teymiye:Zühd,Ahiretine faydası olmayan her şeyi terk etmektir.Vera(Takva) ise,Ahirette zarar vermesinden korktuğun her şeyi terketmektir.Bu tarifi, ibn-i Kayyim güzel gördü.

            İbn-i Kayyim:Arifler şu tarif üzerinde içma ettiler dedi:Zühd,kalbin dünya yurdundan sefer etmesi,ahiret menzillerinde yol kat etmesidir.

            Kalpleriyle Allah’a yakınlık peyda etmek için sefer edenler, hani nerede?!

       Yüksek mertebeler ve âli dereceler kat etmek için koşanlar, hani nerede?!

       Cennet aşıkları ve Ahireti isteyenler,hani nerede?

KUR’AN’DA ZÜHD

            İmam ibn-i Kayyim:Kur’an dünyadan el çektirmeyle,basit ve değersizliği ile,hızlı bir şekilde yok olacağı ile,Ahiret amellerine teşvik eden ve ahiretin şerefini,devamlı oluşunu bildiren ayetlerle doludur.

          اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

1)“Bilin ki (ahiret kazancına yer vermeyen) dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünüştür. Mallarda ve evlâtlarda bir çoğalıştır. (Bunun) misali, bitirdiği nebat ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. (Fakat) sonra o (nebat) kurur da sen (onu) sapsarı bir hale getirilmiş görürsün. Sonra da o, bir çerçöp olur. Ahirette çetin azap vardır, Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı (ndan faydalanmak) bir aldanış faydasından başka (bir şey) değildir.”(el-Hadid,20)

   زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنينَ وَالْقَنَاطيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذلِكَ مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْياَ وَاللّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَابِ ْ

2)“Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma güzel atlara, (deve, sığır koyun, keçi gibi) hayvanlara, ekinlere olan ihtiraskârâne [hırs derecesinde ayı] sevgi insanlar için bezenip süslenmiştir. Bunlar, dünya hayatının (geçici) birer faydasıdır. Allah (a gelince) nihayet dönüp varılacak yerin bütün güzelliği O'nun nezdindedir.”(Al-i imran,14)

   مَنْ كَانَ يُريدُ حَرْثَ الْاخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فى حَرْثِه وَمَنْ كَانَ يُريدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه مِنْهَا وَمَالَهُ فِى الْاخِرَةِ مِنْ نَصيبٍ

3)“Kim ahiret ekimi dilerse onun ekinini artırırız. Kim de (sade) dünya ekimini isterse ona da (yalnız) bundan veririz. Ahirette ise onun hiçbir nasibi yoktur.”(Şûra,20)

ٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَليلٌ وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقى وَلَاتُظْلَمُونَ فَتيلًا

4)“...(Onlara) de ki: "Dünyanın faydası pek azdır, ahiret ise sakınanlar için elbet daha hayırlıdır. Siz hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız".(en-Nisa,77)

  بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا (16) وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقى (17)

5) Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız.Halbuki ahiret daha hayırlı, daha 'süreklidir.(el-A’la,16-17)

 ZÜHD İLE İLGİLİ HADİSLER

            Peygamberimizin (s.a.v),dünyayı terk etmek,kifayet miktarı almak ve dünyadan el çekmeyi teşvik eden bir çok hadisleri vardır.Onlardan bazıları:

1-(ibn-i Ömer r.anhüma’ya)Peygamberimiz (s.a.v):”كن في الدنيا كأنك غريب أو عابر سبيل"”Dünyada garip veya yol geçen kimse gibi ol”buyurdu.(Buharî hadis)

Tirmizi’nin rivayetinde, “kendini kabir ehlinden say!” ilavesi vardır.

2- Peygamberimiz (s.a.v):" الدنيا سجن المؤمن و جنة الكافر" “Dünya müminin zindanıdır;kafirin cennetidir.”buyurdu.(Müslim)

3- Peygamberimiz (s.a.v) dünyanın hakirliğini açıklayarak:" ما الدنيا في الآخرة إلا مثل ما يجعل أحدكم أصبعه في اليم فليينظربم يرجع"”Dünyanın Ahirete oranla misali ancak,sizden biri denize parmağını batırp çıkarsın da elinde kalan ıslaklığa baksın!”(müslim)

4- Peygamberimiz (s.a.v):" ما لي و للدنيا إنما مثلي و مثل الدنيا كمثل راكب قال – نام – في ظل شجرة في يوم صائف ثم راح و تركها"”Dünya benim neyime!Dünya ile benim misalim şudur:Bir yaz günü ağacın gölgesinde kaylule yapan(uyuyan) ve sonra yoluna devam edip,orayı terkeden bir yolcu gibidir.”(tirmizi-Ahmet b.Hanbel rivayet etmiştir.Hadis Sahihdir).

5- Peygamberimiz (s.a.v): "لو كانت الدنيا تزن عند الله جناح بعوضة ما سقي كافرا شربة ماء "”Allah katında dünya sivrisineğin kanadı kadar bile bir değeri olsaydı,kafirlere ondan bir yudum su içirmezdi.”(Tirmizi)

6- Peygamberimiz (s.a.v): " إزهد في الدنيا يحبك الله  و ازهد فيما في ايد الناس يحبك الناس"”Dünyadan el çekersen,seni Allah sever.İnsanların ellerinde olandan da el çekersen,seni insanlar sever.”(ibn-i Mâce)

7- Peygamberimiz (s.a.v): "إقتربت الساعة و لا يزداد الناس علي الدنيا إلا حرصا و لا يزدادون من الله إلا بعدا" ”Kıyamet yaklaştı!İnsanların ancak,dünyaya hırsı ve Allah’a(c.c) uzaklığı artıyor.”(Hakim)

 

 ZÜHDÜN HAKİKATI

Dünyayı terk etmek Resulüllah(s.a.v) ve ashabının hali,durumudur.Zühd,temiz ve helal olanı haram kılmak,malları zayi etmek,yamalıklı elbise giymek,evlerde oturup sadaka gelmesini beklemek değildir.Şüphesiz ki dünya sadece elde olur ve kalbe girmez ise,helal iş yapmak,helal kazanç ve helal geçim elde etmek için çalışmak,kişiyi Allah’a(c.c) yaklaştıran bir ibadet olur.Dünya kulun elinde olur,kalbinde olmaz ise,o kişinin gözünde dünya, nimetleri ile gelmesi ile ona sırtını çevirmesi eşit olur.Dünya nimetlerinin gelmesi onu sevindirmediği gibi,ona sırt çevirmesinden dolayı da mahzun olmaz.

İbn-i Kayyım zühdün hakikatini şöyle açıkladı:Zühdden maksat dünyanın mülkünden yüz çevirmek değildir.Süleyman ve Davud (a.s) insanların en zahitlerinden oldukları halde,mal,mülk ve kadınlara sahip idiler.

Peygamberimiz (s.a.v) kesinlikle insanlığın en zahidi olduğu halde,dokuz zevcesi var idi.

Ali b. Ebi Talip,Abdurrahman b.Avf,Zübeyr ve Osman (r.anhüm) dünya malına sahip oldukları halde,zahitlerden idiler.

Zühd ile ilgili sözlerin en güzeli Hz.Hasanın veya başkasına ait olan şu sözdür:Dünyayı terk etmek helalı haram kılmak veya mali zayi etmek değildir.Fakat Allah’ın hazinesinde olanın, senin elinde olandan sana daha güvenilir olmasıdır.

Hz.Hasan’a bir adam geldi de şöyle dedi:

      -    Benim bir komşum var da Faluzeç (et yemeği) yemez.                                

      -    Hz.Hasan: Niçin? Dedi.

-          O,şükrünü eda edemeyeceğini söylüyor; dedi.

-          Hz.Hasan(r.a):Senin komşun cahildir.İçtiği soğuk suyun şükrünü eda edebiliyor mu?! dedi.

ZÜHDÜN EHEMMİYETİ

            Şüphesiz ki dünyayı terk etmek(zühd),nafile bir söz değildir.Aksine Allah(c.c)’ün rızasını ve Cenneti kazanmak isteyen herkes için kesin bir emirdir.Fazileti konusunda,Peygamber efendimiz(s.a.v)’in ve ashabının onu tercih etmiş olmaları yeterlidir.ibn-Kayyim(r.aleyh):”Ahirete rağbet ancak dünyayı terk etmekle tamam olur.Dünyayı ahirete tercih etmek,ya iman eksikliğinden olur ya da akıl eksikliğinden veya her ikisindeki eksiklikten meydana gelir.”dedi.

       Bundan dolayıdır ki,Resulüllah(s.a.v) ve ashabı dünyaya sırt çevirdiler,kalplerini ondan çevirdiler,onu terk ettiler,ona meyletmediler;onu Cennet olarak değil de  zindan olarak saydılar.Gerçek bir zühdiyetle dünyayı terk ettiler.Şayet dünyayı isteselerdi elbette istedikleri her şeye nail olurlardı.Fakat onlar dünyanın bir geçiş yeri olduğunu neşe ve eğlence yeri olmadığını ,birazdan dağılıp yok olacak bir yaz bulutu gibi olduğunu ve ziyareti tamamlanmadan yolculuğa izin verilecek bir hayal olduğunu bildiler.

ZÜHDÜN KISIMLARI

    .ibn-Kayyim(r.aleyh)’e göre Zühdün kısımları:

1.       Haramı terk etmede zühd:farz-ı ayndır.

2.      Şüphelileri terk etmede zühd :Şüphenin durumlarına göre değişir.Eğer Şüphe kuvvetli olursa,onu terk etmek vacip olur.Şüphe zayıf olursa o takdirde de onu terk etmek,müstehap olur.

3.      Fazla olanı terk etmede zühd:Gereksiz konuşmaları,bakışları,soruları ve insanlarla gereksiz olan görüşmeleri terk etmektir.

4.      İnsanların arasına karışmayı terk etmek

5.      Nefsin isteklerini terk etmektir ki,Allah’ın huzurunda bulunduğundan dolayı nefsi ona değersiz gelir.

6.      Bunların tamamını içinde toplayan zühd:Allah’dan başka her şeyi ve seni Allah’tan alıkoyacak her şeyi terk etmektir.

Zühdün en faziletli olanı,zahitliğini gizlemektir.Şehvetlere düşkün olan kalp zühd de elde edemez,vera da(takva) elde edemez.

ZÜHD HAKKINDA SELEFİN SÖZLERİ

Ali b.ebî Talip(r.a):Şüphesiz ki dünya sırt çevirmiş gitmekte ahiret ise,sana doğru yönelmiş gelmektedir.Dünya ve ahiret her birinin oğulları vardır.Ahiretin oğulları olunuz,dünyanın oğulları olmayınız!Şu içinde bulunduğunuz gün amel etme zamanıdır,hesap yoktur.Yarın ise hesap vardır,amel yoktur.Ayette:”...Azık hazırlayınız.Muhakkak ki azıkların hayırlı olanı Takvadır”(Bakara,197)

İsa(a.s):”Geçiniz,dünyayı imar etmeyiniz.” Dedi.

O(İsa a.s):“Kim denizin dalgası üzerine ev yapar ki?! İşte bu dünya var ya onu ikamet yeri yapmayınız” dedi.

Abdullah b. Avf(r.a):Muhakkak ki bizden öncekiler ahiret amellerinden arta kalan zamanlarını dünya işlerine bırakıyorlardı.Sizler ise dünyadan arta kalan zamanlarınızı ahirete ayırıyorsunuz.”dedi.

Ben de derim ki(ibn-i Kayyim):Bu, Abdullah b.Avf zamanında idi.Günümüze, gelince şüphesiz ki insanların çoğu Ahireti tamamen terk ettiler;hatta fazlalık bile bırakmadılar.

DÜNYAYI TERK ETMEYE YARDIMCI OLAN SEBEBLER

Dünyayı,hızlı bir şekilde yok olmasını, basit oluşunu ve dargınlık kırgınlık yorgunluk gibi sıkıntılarını düşünmek,

Ahiretin yönelip gelmekte olduğunu,devamlı olup yok olmayacağını ve onda nice kıymetli hayırlı şeylerin bulunduğunu düşünmek,

Ölümü ve Ahiret düşüncesini çoğaltmak,

Cenazeleri teşyi etmek ve babaların,kardeşlerin ölümlerini, bu dünyadan kabirlerine hiçbir şey götüremediklerini ve salih amelden başka hiçbir şeyden fayda göremediklerini düşünmek,

Ahiret için boşalmak,Allah’a(c.c) ibadete yönelmek ve vakitleri zikirle,Kur’an okumakla değerlendirmeye yönelmek,

İnfak etmeye ve çok sadaka vermeye çalışmak,

Dini değerleri,dünyevi değerlere tercih etmek,

Ehli dünya olan kimselerle oturmayı terk etmek,Ahiret meclislerinde bulunmak,

Yemeyi,içmeyi,uykuyu,gülmeyi ve şakayı az yapmak,

Zahitlerin kıssalarını ve özellikle Peygamber efendimiz(s.a.v) ve ashabının yaşantısı hakkındaki haberleri mütalaa etmek.

Salatü selam peygamber efendimiz Hz.Muhammed(s.a.v)’in,âl ve ashabının üzerine olsun!

Röportaj

Soru: 1

Hocam önce sizi tanıyalım, İsmail Hünerlice kimdir?

Nerede doğdunuz?

tahsilinizi, öğreniminizi nerede yaptınız?

Ve çocuklarınız?

Sakarya Hendek İkramiye köyünde 1969 yılında dünyaya geldi. Kendi köyünde ilkokulu bitirdikten sonra 1987 yılında Hendek İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl Sakaryada açılan İmamlık imtihanına katılıp kazandı ve görev aldı. Ve bu arada da hafızlığını ikmal etti. Eğitim yılları çok büyük sıkıntılarla tek başına ailesinin büyük desteği ile geçirdi. üniversiteyi dışardan bitirdi. Elezher üniversitesini dışardan imtihanlarını verip iki diploma aldı. 1990 yılında imamlıktan istifa edip ilmi çalışmaları geliştirmek için İstanbul Bağcılardaki fetih İlim araştırma kursunda iki buçuk yıl kaldıktan sonra İstanbuldaki birçok değerli hocalarımızdan ilim aldı. Halen İslam Hukuku ve Fıkıh üzerine  çok değerli bir ekiple çalışmaları devam etmektedir. Evli olup Ahmet Faruk, Beyzanur ve Meryem Betül isimli

Üç çocuk sahibidir. Allahu Teala cümle evlatlarımızı hayırlı eylesin.

Soru: 2

İsmailağa cemaati ile nasıl tanıştınız?

Efendi Hazretleri ile ilk defa nerde karşılaştınız?

Bizim Sakaryada Rahmetli İhsan efendi Mekke Mescidinde görevli idi. Adapazarında Mahmud efendi hazretlerimizin vekili idi. Onun vesilesi ile Efendi hz. ni Öğrendik. Fakat ben İmamlık vazifesini yaparken Fatihte okuyan üç talebe bizim camiye geldi. Kendilerini tanıyordum. Onlarda vesile oldu  İsmailağa camiine geldim. Cuma günü idi; rahmetli Hasbi hocamız vaaz veriyordu. Daha sonra Efendi hazretleri geldi. Daha önceden birçok mürşid görmüştüm. Hayallerimde canlandırdığım ve tarihimizin derinliklerinden bize gelen bir Allah dostu halinin en güzeli ile karşılaşınca çölde susayıp susuzluktan kavrulan ve suya kavuşan kişinin durumuna döndüm. Gerçekten Hucurat suresinin 7. ayeti kerimesinde olduğu gibi ‘Allah size imanı sevdirdi’. Rabbimizin lutfuyla dostlarını sevme şerefine nail olduk. Rabbim dostlarını hakkıyla tanıyıp yollarından gitmeye hepimizi muvaffak eylesin.

 

Soru:3

Elinizde imkan olsa, insanı ve insanlığı doğru yola sokmak, insanlığın kurtuluşu için neler yapardınız?

Her şeyden evvel şunu bilmek lazım ki dinimiz İslam insanların hem dünyalarını hem de ahiretlerini düzenleyip onların saadetini sağlar. Günümüzde İslam sanki sadece ahiretle alakalı olup dünya ile fazla ilgilenmez vurgusu üzerinde duruluyor. Halbuki dünyası mamur olmayanın ahireti de mamur olmaz. Bu vesileyle yapılacak iş önce en doğru yolu tesbit etmektir. O da Rabbimizin bildirdiği yol en doğru yoldur. Osmanlı bu işi güzel becerdi. Sistemiyle kurumlarıyla toplum ve millet olarak adeta seferber olup birbirlerini cennete götürmeye çalıştılar. Dünya ve ahiretin mutluluğuna koştular.

 Günümüzde bunun en kestirme yolu eğitimden geçer. Rabbimizin ilk emri ‘OKU’ değil ayeti yarım tercüme etmeyelim; doğrusu ‘Yaradan Rabbinin adı ile oku’ olmaktadır. Yani  eğitime en yüce olan Allahı tanımakla başlamak lazım. Önce yaratanı sonra yaratanın yarattığı yaratılanı tanıma yolunu izlemek lazım. Allahu Teala bizi yarattığında üç kabımızı bize boş olarak teslim etti: kalp, mide, akıl. Bunları biz dolduruyoruz. Aklı doğru ilimlerle, kalbi Mevla sevgisiyle, mideyi de helal rızıklarla doldurmak lazımdır.

Şu an yeryüzünde Osmanlı döneminde bulunan İslam ülkeleri aynen duruyor. Fakat tek fark o zaman birlikte idiler; şimdi ise ayrı. Birlikten güç doğar. Müslümanlar dağıldılar küffarı alem birleşti devran değişti. Rabbim İslam alemine birlik beraberlik nasib eylesin.

Soru:4

Şu anda ne yapıyorsunuz?

Ne ile uğraşıyor, gelecekle ilgili plan, projeleriniz nelerdir?

Allah’ü Teala kime hayır murad ederse onu dinde fıkıh sahibi eder. Hadisi şerif gereği İslam Hukuku - fıkıh ilmiyle meşgul oluyorum.

Rabbimiz celle-celalühü 

Allah’tan gerçek manada onun ilim ehli olan kulları korkar.Buyurması ışığında bir defa olan ömür- sermayemizi en iyi en doğru bitirmek için bu yolu seçtik.

   Ahmed bin Hambel: Rabbimizi şekilden münezzeh ve keyfiyetsiz olarak rüyasında gördüğünde:

-  Yarabbi sana en çok nasıl yakın olurum diye sorduğunda Rabbimiz:

-   Benim en çok sevdiğimle meşgul olmanla buyurdu.Yani Kuran’ı-Kerim-i öğrenip gereği gibi yaşamaktır

    İmamı Azam efendimiz fıkıh:Kişinin lehinde ve aleyhinde olacak şeyleri bilmektir.demiştir.

    Günümüzde insanlar kendi başlarına Dört hak mezhebin dışına çıkıp kimi yanlış,kimi delalet,kimi küfür yolunda olan yollara giriyorlar.

    Bunu şu misalle anlatalım: mezheplere ihtiyaç günümüz Müslümanları için çok önemlidir.

Mutlaka 4 hak mezhepten birine uymak lazım aralarını telfik (birleştirmek) doğru değildir.

Mesela Hanefi mezhebine (imamı azama) uymak neden önemlidir. Bir misalle anlatalım.

    Dünya var olalı insanlarda hastalıklar var. Bu hastalıkların  tedavisi için  tabiatta bunların  formülleri var. Bir uzman doktor hastalığa isim koyuyor ülser (mide hastalığı)karşısına tabiattan ilaç formülü geliştiriyor en basiti Talcit gibi.

    Mezhepte böyle ayet ve hadiste olan ayrıntıları İmam-ı Azam ayrıntısıyla açıklıyor dışına çıkmıyor. yok ben yeniden fetva verecem demek ilacı bulunmuş hastalığı yeniden ben bulacam deme yanlışlığına düşülüyor.

    Amerika keşfedilmiş.Yeniden keşfetmeye kalkışanın durumu ne gariptir.Mezheplerin Hanefi mezhebi kıyamet sabahına kadar çözemediği hiçbir husus yok. Biz ekip olarak fıkıh kitaplarını okuyoruz. Dünyadaki bütün gelişmelerle alakalı alimlerin adeta kerameti misallerle her türlü meseleyi çözmüşlerdir. Yeter ki mevcut fıkıh kitaplarını okuyalım. Çalışma olarak biz dinimizin ortaya koyduğu bütün fetvaları özetinin özeti diyebileceğim bir şekilde özetleyip anlaşılır bir üslupla bütün fıkıh kitaplarını baştan sona tarayıp kitaplaştırıyoruz. Mesela 3 satır yazı yazmak için 30 sayfayı özetlemeye benziyor.Hazırlandığında taktiri kıymetli okuyucularıma bırakacam inşallah. muvaffakiyet Rabbimizdendir.        

Soru:5

Mahmut Efendi Hazretlerinin size özel bir şey söylediğini duymuştuk. Efendi Hazretlerinin sizin için söylediğini beyan okurları ile paylaşır mısınız?

Bir müridin edeplerinden biri de her meseleyi üstadına şeyhine arz etmesidir. Bende 1993 yılında evlenmek için babam bana bir hayli para hazırlamıştı. Cuma sabahı idi. Efendi hazretlerinden evlenme müsaadesi almak için namazdan sonra odasına vardım, yanına oturdum; elini öptükten sonra kendisine evlenebilirmiyim? dediğimde bir müddet bekledikten sonra yaşımı sordu 24 olduğunu söyleyince daha çocuksun bekle dedi. Bende tamam dedim ve müsaade istedim. O parayla bina aldık ve bir yıl boyunca kendimi tamamen ilme verdim. Takribi olarak günde 19 saat ders çalışıyordum. Neredeyse ilmim kısa zamanda ikiye katladı. bir yıl sonra müsaade istediğimde tamamdır dedi. Öyle bereketli yatırımı ve ilmi daha da bulmuş değilim. Osmanlı ecdadımız velilerin sözünü dinlemekle şanlı tarihi yazdı. Hacı bayramlar Akşemsettinler gibi.

 

Soru:6

Son günler de İsmailağa cemaati ve Efendi Hazretleri basında oldukça fazla yer aldı. Efendi Hazretlerinin Çavuşbasında dinlenmesini, çok gördüler, sonra oradaki sokak isimlerine taktılar. Bu konuları güncelliğinden dolayı söyleyecekleriniz var mı?

Rabbimiz Kur’anı Keriminde şöyle buyuruyor: Kendilerine kitap verilen (Yahudi- Hıristiyanlardan) ve müşriklerden çok eziyet verici sözler işiteceksiniz. Buyurmaktadır.

Yeryüzünde Allah’a dost olmaya çalışanlar olduğu gibi, aykırı işler yapanlarda var. Hatta Allahın yolunda olanlara hakaret, iftira veya uygunsuz sözler söyleyip içlerindeki kıskançlığı dışarıya vurarak pervasızca saldıranlar var. Tarih boyunca da olmuştur.

Musa a.s. Yarabbi bu milletin ağzını kapa benim hakkımda çok konuşuyorlar dediğinde:

 Rabbimiz Ya Musa onlar benim hakkımda da konuşuyorlar. Buyurmuştur. Herkes kendini dünyada ne olduğunu ispatlıyor. Bize sabır düşer. Allah sabradenlerle beraberdir.

 

Soru:7

Son olarak kamuoyunu yapacağınız bir açıklama, beyan okurlarına vereceğiniz bir mesaj var mı?

Fatih Sultan Muhammed hana devletin olmuş meseleleri anlatılıp iş uzayınca ayağa kalkıp şöyle demiştir: beyler olmuş işleri konuşmakla ömrümü tüketemem yapacağımız işleri bana söyleyin. Önümüze bakalım yolumuz uzun demiştir.

 Beyan okurlarımıza bu güzel hizmete daha büyük aşk ve şevkle sarılmalarını bu güzel hizmetin devamını getirmelerini dilerim. Rabbim İlim, Amel, İhlas nasib eylesin dünya ve ahiret selametini ihsan eylesin. Amin.

 

 

 

 

 

İsmail Hünerlice

 

YUKARI